MotokolikTürkiye
ANASAYFA FORUMLAR GALERİ BLOGLAR DUYURULAR GEZİ VE ETKİNLİK FOTOĞRAFLARI İLETİŞİM
 

Geri git   Motokolik Motosiklet Motosiklet Kulübü Motorsiklet Motorsiklet Forumu MOTOKOLİK FORUMLARI FAYDALI BİLGİLER

Konu Kapatılmıştır
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 16-06-2008, 10:42   #1 (permalink)
eftelYa
Ziyaretçi
eftelYa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend

Mesajlar: n/a
Standart Motor Üzerine Aforizmalar

TATİL

Bir motorcu ailesi için her yaz tatili, bildik bir sorunu da beraberinde getirir...Aslında olay tam bir traji-komiktir. Motorcu baba ya motoruyla mavi, bulutsuz bir gökyüzünün altında akdeniz’e, ege’ye doğru yol alan otobüsü izler, şirinlik olsun diye onu takip ederken karısına el sallayıp, çocuklarına gülücükler yollar, ya da ailesini arabasına doldurup bir haftalık tatil için İstanbul’dan Antalya’ya birlikte gider, geri dönüp arabasını bırakırr, bu kez motoruyla aynı yolu bir kez daha tüketir ve bunu dönüşte bir defa daha yineler...Üçüncü seçenek ise, otobüste karısının yanında oturup o çamlarla kaplı, gölgeli, hafif eğimli hepsi de çekici bir cazibeye sahip virajları izlerken geride bıraktığı motorunu düşlemektir.Bu aileyi seyredenler adamın mutsuzluğunu ve derin suskunluğunu görünce onun bir tatile değil de yakın bir akrabaya taziyete gittiğini rahatlıkla düşünebilirler.

TUTUMLULUK

Bir motorcunun boşa harcayacak parası hiçbir zaman yoktur.Bir gurup arkadaşla gidilen bir yemekte “ bendensiniz “ diyerek hesapları ödediği, kendisine vişne çürüğü gömleğinin bir ton koyusunu ya da açığını aldığı, bilumum “ Tüketimi Canlandırma Günlerinde “ sevgilisine/karısına/annesine maddi anlamda değeri yüksek hediyeler seçtiği pek görülmez.Bu kendisine her ne kadar “ cimri adam “ yakıştırması getirse de motorcu daima hayallerindeki motorun peşinden koştuğundan, dahası cebinde her an ustaya verecek o ne olduğu önceden asla bilinmeyen nakit tutarı, cebinde hazır bulundurmak gerektiğinden doğal olarak tutumlu olmak zorundadır.Bu yüzden motoru olmayan arkadaşlarının, sevgilisinin, karısının “ ne olacak cimri adam “ yakıştırmalarını sineye çeker....Karısı ilk zamanlarda onun bu tutumluluğuna içerlese de adamın öyle barlarda, ocakbaşlarında, kluplerde dolaşmadığını/dolaşamayacağını, hele hele parasıyla satın alabilecek nataşa namlı bir kadına pek ulaşmayacağını/ulaşamayacağını evliliği derinleştikçe anlar...Hatta kimi akıllı, iş güç sahibi kadınlar evliliklerinin mutluluğu, bekaası adına usta,parça,benzin hortumuna ortak bile olurlar


TELEVİZYON

Motorcu bir babaya, kocaya sahip olmak ailenin olaylara yaklaşımına göre renkli bir yaşama veya bir kabusa dönüşebilir.Eve misafirler geldiğinde motorcu babanın, televizyonda beşinci sınıf seslendirmesi bozuk bir amerikan filmindeki ıssız kasabaları soyan, sakallı kel kafalı, göbekleri kemerlerinden dışarı fırlamış her tarafları döğmelerle kaplı adamlar , motosiklet çeteleriyle dolu sahneleri soluğunu tutarak izlediğini ya da savaş sonrası italyan sinemasına ait siyah beyaz, yer yer kopan çok eski bir filmi bütün sohbetlerden uzak kalarak seyretmesini/ seyretmeye çalışmasını konuklara açıklayabilmenin bir yolu, doğrusu pek yoktur.

Motorcu baba bazen tek bir karede 1942 HD’ na rastlayabilmek veya bir vespa lambretta görebilmek umuduyla o korkunç filmi baştan sona ilgiyle, hiç sıkılmadan izleyebilir.

EVDEKİ TEKNİK ARIZALAR


MAB ( Motorcu Aile Babası ) her ne kadar bilgisayar dünyasına pek adapte olamasa da evdeki tek bir mekanik arızayı asla kaçırmaz.Motorunu söküp takmaktan, ustalarda geçirdiği uzun, meşakkatli saatlerden, kendisini nice geceler uykusuz bırakan o küçük arızanın nereden kaynaklandığına dair problemden öylesine engin bir bilgi ve deneyim sahibi olmuştur, hele parmakları öylesine hassaslaşmıştır ki, damlatan musluklar,değişecek lastik contalar, kapanmayan dolap kapakları, bozuk prizler, fişler, bilumum mekanik ev aletleri, çocuğun oyuncaklarının tamiri MAB’ a vız gelir. Üstelik apartmanda kimsede olmayacak bir biçimde zengin bir aparat birikimi vardır. Arabası arıza yaptığında yalnızca kaputu açıp içini seyreden zevattan, gecenin bir yarısı kapısını çalan çok olur.


İLETİŞİM

Bir motorcu sosyal konumu ne olursa olsun, gündelik yaşamda kullanılan dili çok iyi bilen bir halk adamıdır...Bunu bazen ıssız bir köy yolunda kaldığında, yanına gelen ve küçük bir arızayı birlikte giderdiği mobiletli köylüye, bazen arabalı vapurla boğazı geçerken yanyana durdukları bitirim kurye ile yaptığı o doyumsuz, sınıfsız sohbete, en önemlisi yurdumun atölyelerinde, boyahanelerinde, tornacılarında, lastikçilerde konuştuğu o elleri yüzleri kapkara insanlara borçludur.Gerçek bir motorcu, bozulan arabasını servise bıp çekip giden ve verilen tarihte almaya gelen dört tekercilerin aksine, motoruna yapılan her işlemin bizzat başında olmak ister...Kimi hafta sonlarını, gecelerini tatillerini kentin varoşlarında o çamurlu sokak arasındaki tamirhanede geçirir, acıktığında talaş sobasıyla ısınan aşevlerine gider, ekmeği çıraklarla böler, camları yağlı ince belli belli bardaklardan dünyanın en nefis çaylarını içer...Mutludur da...

Bütün bu masalsı yaşam, motorcunun doğallıkla, ofisine, hastahanesine, birliğine,fabrikasına, dairesine yansır.Duvarcı ustasıyla, overlokçuyla, son ütücüyle, odacısıyla, ofis boyla, hastabakıcıyla, hademeyle, çay getiren eriyle, akşam birlikte nöbete kaldığı Domaniç’li çavuşuyla, muhasebecisiyle, kapıda bekleyen güvenlikle inanılmaz bir iletişim kurar..Bu sıcaklık sonucunda hayatı daha çok sever, kendini daha güçlü, kendinle daha barışık ve huzurlu hisseder bu mutluluğu evine, ailesine de taşır...


MOTORCUYLA EVLENEN KADINLAR


Motorcu eşi, at yarışı oynamayan, maç günleri yüzünün yarısını bir renge, diğer yarısını başka bir renge boyayıp bir palyaçoya dönüşmeyen, eve hiçbir zaman li gelmeyen, hayatından öteki kadına ayıracak zamanı/parası/hayalleri asla olmayan bir erkeğe sahiptir...Bunun bir şans olduğunu o muhteşem altıncı duygusuyla iyi bilir kadın..Adam varsın karlı bir kış günü motorunu, balkon kapısından içeri soksun, salonun ortasına getirsin, çalıştırsın ve eline bir kadehi alıp sanki Vivaldi’nin mevsimlerini ya da bir Bach, Handel dinliyormuşçasına keyif ve huşu içinde motorunun rölanti sesini dinlesin...Bunu hiç önemsemez akıllı bir kadın.Dışardan yıkılan, parçalanan, tükenen evliliklerin uğultusu, mutsuz eşlerin acı dolu hıçkırıkları ta kendi evlerine kadar gelmektedir.Önemli olan, salonun parkesine yayılmış bezin üstündeki motor değil, yürütülen güzel, mutlu bir evlilik, birlikte yaşlanmaktır.Hatta bazı duyarlı kadınların, çocuklarıyla birlikte kocalarından gizli gizli ( şımarmasın diye ) motorların aynalarını ovarak parlattıkları, sıkı bir temizlik yaptıkları sıkça görülmüştür.

Konu eftelYa tarafından (16-06-2008 Saat 15:31 ) değiştirilmiştir.
 
Alt 16-06-2008, 10:47   #2 (permalink)
yvz
Ziyaretçi
yvz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend

Mesajlar: n/a
Standart

güzel bi konu açmışsın canım
ilk topic in hayırlı olsun
 
Alt 16-06-2008, 10:48   #3 (permalink)
eftelYa
Ziyaretçi
eftelYa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend

Mesajlar: n/a
Standart

"EVLİLİK

Eğer bir motorcu evli ve yaşı kemale ermişse, karısı her ne kadar ona kızsa, sürekli söylense “ andropoza girdin sen “ gibi yakıştırmalarda bulunsa da içinden kocası ile iftihar eder ama bunu belli etmemeye çalışır.O diğerlerine benzemeyen farklı bir adamdır. Diğer hemcinsleri gibi elinde uzaktan. Kumanda ile gün boyu televizyon karşısındaki, koltukta uyuklayacağı yerde kendisine, saygı duyulması gereken bir yaşam tarzı seçmiştir.Kadın her ne kadar adama sızlanıp dursa da kocasını motoruyla sevdiğini, hatta bunun adının aşk olduğunu, saçları kesilince gücü tükenen Samson gibi kocasının motorunu yitirince yokolucağını ve bütün ışıltısını yitireceğini bilir.Çocuklar ise motor kullanan ve hiç yaşlanmayan, dahası bütün diğer babalardan ayrı kendi babalarına hayrandırlar, okulda “ benim babamın motoru var “ diye anlatmaya başladıklarında sözcükleri heyecanla titrer, gözleri pırıldar...

AYDINLAR


Bir motorcu, halktan kopuk tatlı su aydınlarından, barların nemli ve loş aydınlıklarında ortama yeni düşmüş kızlara hayata dair engin bilgilerini aktaran entellektüellerden çok farklıdır.O, kim olursa olsun sanayiinin daracık ve çamurlu sokaklarındaki bir dükkanda, saçları kararmış bir mazot sobasının başında kalfalarla, çıraklarla birlikte ellerini ısıtıp sonsuz bir muhabbete dalmışken, kendini mutlu hisseder, bir aydının o hep içinde duyduğu, yalnızlık ve halkına uzaklık duygusunu yaşamaz bile...Kentin varoşlarında neredeyse bir dergaha dönüşmüş küçük bir dükkanda, artık bir bilge mertebesine erişmiş yaşlı bir ustayı, saygıyla dinlerken çoğu kez sözcüklerin , motoru değil de motorcu bakış açısıyla bir dünyayı, bir toplumu anlattığını bilir.

BUNALIM

Bir motorcunun sözlüğünde yoga, terapi, meditasyon, sosyal fobi, panik atak, yalnızlık, can sıkıntısı, aşk acısı ve bunun benzeri kavramlar bulunmaz. Motoru onu bütün bu dünya hallerinden sihirli bir kalkanmışçasına uzak tutmaktadır. Motorunun üzerine çıktığında dünyaya dair ne varsa geride bırakırr ve başka bir aleme geçer ....Motorsuz olduğu günler, yani bir motora sahip olamadığı zamanlarda bile aklı hep bir motora ulaşmakta olduğu için bu onu can sıkıntısından korur, kafasında hep motor markalarının karşılaştırmaları, ikinci el mi yoksa birinci el mi karmaşası, paranın nereden ve nasıl bulunacağı, alınacak aksesuarların niteliği, motorun sokakta nereye konulacağı, sonu gelmeyen ilanlar, bazen uzak bir kente bir masal motosikleti için yolculuk, motorcunun iç sıkıntıyla tanışmasına zaman tanımaz. Aslında bütün bu süreç motor virüsünün kana girmesiyle birlikte başlar ki, hasta daha ilk günden ehliyet, kullanmayı öğrenmek, motorları tanımak, dükkanları dolaşmak derken bakar ki ruhunu kemiren diğer psikolojik rahatsızlıklardan sıyrılmış, bu arada terapiye ödediği saati 60 milyon civarındaki seans ücreti cebine kalmıştır.


FELSEFE

Bir motorcu, motor kullanmaya başladığı ilk andan itibaren , karşılaştığı kişisel, iş ve aile sorunlarına değişik bir mantıkla yaklaştığını kendisinin artık eski ben olmadığını şaşkınlıkla farkeder. Motorundaki küçük bir arızayı keşfetmekteki kullandığı yöntemler, motora dair yaşanılan olaylardan çıkarılan dersler, deneme yanılmalar, tüme varımlar,ustalardan kazıklanmalar, arkadaş tarafından kandırılmalar, o hayallerdeki motora erişme çabası, garip bir biçimde motorcunun kendi yaşama sanatını da zenginleştirir, gündelik hayatını sürdürürken hep bu kişisel öğretilerden faydalanır.


SPOR

Koşu bandı, halı saha maçı, parklarda akşam yürüyüşleri gibi faaliyetler bir motorcuya bir anlam ifade etmez. O her zaman motorunla birlikte yaşadığı sehpaya alıp indirdiği, ayağınla marşa bastığı, gerektiğinde onu iterek götürdüğü, trafik sıkıştığında ayaklarından güç aldığı için daima formdadır daha doğrusu formda olmak zorundadır. Her ne kadar bazıları kilolu, biraz göbekli gibi görünse de kasları sıkı, pazuları şişkindir, etleri gevşememiştir.Bir yolculuktan döndüklerinde hissettikleri o günkü antremanlarını tamamlamış sporculardan farksızdır, ama bütün bunları dört teker kullananlar ne yazık ki hiç bilemezler.


AŞK

Sıradan insanlar düşünürler ki adamın biri altına son model, güçlü, süratli bir motor çekip kadınların hayranlığını ve ilgisini cezbetmiş... Bu yüzden “ ah ağbi şöyle bir baba motorum olsaydı şimdi ne kadınları götürürdüm ben “ diye akıllarından geçirirler. Ama kadınları gerçek anlamda aşık etmenin aslında motorla bir ilgisi yoktur.motor yalnızca bir araçtır.Motor kendisini kullanan bilinçli, aklı selim bir insana çok değerli bir yaşam tarzı armağan eder, bilgelik verir, öğrenmenin sonsuzluğunun bilincindedir,en önemlisi motor özgürlüğün ve yalnızlığın adıdır , sonra çok iyi bilir ki ölüm her an yanıbaşındadır, bu motor kullanana apayrı bir derinlik, yaşama daha sıkı sıkıya yapışma gücü verir, sıcak masa başında, tv karşısında oturmak yerine iki tekerin üstüne tırmanıp bir bilinmeyene kucak açan motorcu, cesaretli ve korkusuzdur, o modern zamanların bir şövalyesidir, hangi kadın bir şövalyeye aşık olmaz ki,..

Konu eftelYa tarafından (16-06-2008 Saat 15:35 ) değiştirilmiştir.
 
Alt 16-06-2008, 10:52   #4 (permalink)
eftelYa
Ziyaretçi
eftelYa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend

Mesajlar: n/a
Standart

GERÇEK

Herhangi bir bireyin aklına, yaşamının her hangi bir diliminde bir motosiklet sahibi olmak düşüncesi girebilir, ya çocukluğundaki hoş bir anıdır , veyahut arkadaşının özlemle seyrettiği motoru ya da o artık ilallah dediği trafik sıkışıklığıdır, bazılarında ise alıp başını uzaklara gitme duygusu, içindeki boşluğu, bir çöl ıssızlığındaki dünyasını renklendirme arzusu, bütün nesneleri, bildiklerini yeniden tanımlama, yeni bir hayata başlama isteğidir bu...Aslında bu sebeblerin hepsi birbirine benzer, önemli olan bu karşı konulmaz düşüncenin, bir kere beyne sızması ve hiç çıkmamak üzere oraya yerleşmiş olmasıdır ki, inceleme konumuz budur.

Bireyin aklına bir motosiklet alma düşüncesi girdikten sonra kişinin, bir daha bu fikri söküp atmaya gücü yoktur. Tek çare bir motosiklet sahibi olmaktır. Giderek bütün hayallerini ufkunu rüyalarını bir motor kaplar.Evinin ya da ofisinin pencerelerinden baktığında gelecekte motorunu park edeceği yeri görür, feribot ile karşı sahillere geçerken şimdiye kadar hiç farkına varmadığı kuryelerle sohbet etmeye başlar, boş vakitlerinde gezdiği motor mağazalarında, kaskları kafasına giyer çıkarır, montları dener, eldivenleri takar, toplu taşım araçlarını kullanıyor ise cam kenarında oturur ve yanından geçen motorları heyecanla izler, markalarını tanımaya, seslerini aklında tutmaya çalışır...Bu süreç bazılarında uzun yıllar sürebileceği gibi kimilerinde çabucacık mutlu sonla noktalanır ama her hal-u kar da motorculuğun en zevkli dönemidir, bir çocukluk gibidir ve tamamen masallardan örülmüştür, bu ilk dönemde birey artık kendini terkeden sevgilisinin pek acı vermediğini hissetmeye başlar, patronun fırçalarını, evdeki mutsuzluğunu, insanlar arasındaki yalnızlığını ve farklılığını eskisi gibi umursamamaktadır nedense, o her akşam içtiği meyhaneye de pek gitmemektedir, internetde o suretler dünyasında da chat yaparken canının sıkılmaya başladığını anlar, sevişmeleri de tatsız tuzsuzdur, sanki bir şölen sofrasından hep aç kalkan bir türlü doyamayan biri gibidir, aklı hep motorlarda, adeta sonsuza doğru uzayıp giden gölgeli yollarda, içinde aylardır yıllardır beslediği, büyüttüğü motora binme, bir motor sahibi olma düşüncesindedir, hele bir de mevsim ilkyazsa, güneş ılık bir havada, hiçbir bulutun gezinmediği masmavi bir gökyüzünün içinde hiç yakmadan hiç üşütmeden parıldıyorsa, kişi giderek satış ilanlarına daha çok bakmaya, motor satan dükkanlara daha sık uğramaya, bilgisayarında yalnızca motor sitelerinde sörf yapmaya başlar,.Rüyalarında artık yalnızca renk renk, çeşit çeşit motosikletler vardır.En nihayet bu dayanılmaz baskıyı daha fazla sürdüremez, evliyse karısına, delikanlıysa ailesine , o hep kendisine karşı çıkan işteki arkadaşlarına son sözünü söyleyip motorunu alır ki, gerçek yaşamının o kutsal andan itibaren başladığını anlar, eski ben değildir artık, bir başka insana, ayrı bir varlığa dönüşmüş ya da dönüşmektedir, kendini kişisel bir serüvene bırakır, motora binmenin içsel bir yolculuk, bir kendini bulma süreci olduğunu ve motorun yalnızca bir simge, bir araç anlamına geldiğini, aslında yeni bir düşünce sistemine adım attığını ve bütün değerlerinin doğrularının inançlarının korkularının düşlerinin geleceğe dair hayallerinin ve arkadaş çevresinin tek tek değişmekte olduğunu fark eder ....







YALAN

Eğer biri, size bir motorcunun deli gibi aşık olduğunu söylerse, hatta bunu kendisi size itiraf ederse inanmayın....Aşkın en yaygın ve bilinen tanımı bütün zamanlarda, geceler ve gündüzler boyu, yalnızca bir varlığı düşünmek, onu aklından silip atamamak, dahası psikologların yaklaşımıyla beynin sürekli geviş getirmesi ise, bir motorcu kimliğin karşı cinsle, soluk soluğa, tepeden tırnağa titrediği, elini kolunu unuttuğu, uykularının düzenini yitirdiği gerçek bir aşkı yaşaması, bunu sürdürmesi ( motorcu kimliğinden önceki ya da motora veda edişinden sonraki yaşamına ait aşklar konumuz dışındadır ) imkansızdır...Bilindiği üzere bir gönülde hiç bir zaman iki aşk olmaz ve en önemlisi motor kendisine ihanet edeni, başka bir aşkın o ayakları yerden kesen meleksi kanatları, hülyalı dünyasıyla üzerine bineni asla affetmez, onu kaldırdığı gibi atar üzerinden, tarlalara bayırlara savurur.Şansı varsa canını kurtarır aşık motorcu ve bir daha asla böyle işe kalkışmaz, ikili bir oyunu sürdürmez, ya aşkını ya da motoruna binmeyi tercih eder.



ALDATMAK

Motor kullanan bir kişinin karısı aslında şanslı bir kadındır. Motosiklete binen ve onu yaşama biçimi haline dönüştüren eşinin kendisine nasıl bir yaşam sunacağını o kadınlara özgü sezgi yeteneğiyle ta başından anlayıp da her ne kadar eşinin böyle bir kimliğe sahip olmasını kabullenmiyor gibi bir görünüm sergilemesine karşın iç dünyasında kocasının motoruna şükran borçludur ve yuvasının mutluluğu adına ona sımsıcacık gülümser... Ama biz dört kişilik bir aileyiz sevgilim, motoruna da çocuklarla sığamayacağımıza göre ya da tatile bu yılda giderken sen yine bizim arabayı arkadan mı takip edeceksin, bu komedi daha ne kadar devam edecek artık dayanamıyorum, kimselerin yüzüne bakamıyorum diye sızlanırken bir yandan da kutsal evliliğinin güvencesi o sıcacık evinin bekaası adına kocasının motorunu kabullenmiştir...Kadın çok iyi bilir ki, biricik eşinin motoru ona kocaman bir dünya, sınırsız bir evren sunmaktadır...Kentin çeşitli yerlerine dağılmış tamirhanelerin, ustaların, alıp sattığı ve her biri için nice uykusuz geceler geçirdiği motorların, , haritaların, o kendi gibi arkadaşların , o kocaman hayallerin, bütün hafta sonlarını kaplayan o uzun yorucu yol serüvenlerinin arasında asla ikinci bir kadına yer yoktur, bunun aksini düşünmez bile, üstelik kocasından bir aşkın, bir gizli sevdanın bir motorcu için nasıl intihar anlamına geldiğini defalarca dinlemiştir, eşinin aradığının huzurlu bir ev ,sakin dingin bir kafa ve motorunun sevgisi olduğunu bilir, kendisinin de istediği farklı değildir zaten, böylece mutlu güzel bir yaşamın içinde bulurlar kendilerini...



CAN SIKINTISI

Bir motorcunun kitabında cansıkıntısı sözlüğü yeralmaz, onun her daim yapacak bir işi vardır...Kendini dinlemeye, tv karşısında uyuklamaya, içindeki boşluğu alkolle kumarla, zamparalıkla doldurmaya, kadınlarla o sonu gelmez ilişkimizi konuşalım tartışmalarına girmeye, semt kahvelerindeki geyik muhabbetlerine, yaşama dair bütün hayal kırıklığını lezzetli yemeklerden çıkarmaya hiç mi hiç vakti yoktur.

Hava yağmurlu, gün geçmek bilmiyor mu alır eline bezi gider motorunu siler, metallerini kaolle parlatır, akşam tv karşısında zap yapmaktan başı mı döndü biner motoruna, sahildeki bir çay bahçesinde bıcır bıcır konuşan sevgiler arasında, ince belli bardaktan bir çay söyler kendine, hem denizi gemileri martıları hem de motorunu seyreder, olmadı mı varoşlardaki o çirkin yüzlü binalar arasındaki tamirhaneye gider, piknik tüpün üstündeki kararmış yamru yumru olmuş bir çaydanlıkta demlenmiş çayı içer, yaşlı ustalarla yazılı olmayan bir bilginin derinliklerinde kaybolur saatin nasıl geçtiğini anlayamaz, mobilete binmiş kaşkollu ihtiyar amcayla, uzun saçları kaskının dışına taşmış cengaver ruhlu bir kuryeyle adlarını bilmese de durup sonu gelmez bir muhabbete girişir, yorgun mu keyfi yok mu tozlu pencereleri işlek bir caddeye bakan emekli kahvesine yağmurlu bir günde oturur, gelip geçen motosikletleri seyreder, hayaller kurur hatta sırf bunu yapmak bile onu mutlu eder, uyuşukluktan kurtarır. Bir motorcu hiçbir zaman şehirde yaşayan bir zombi değildir, gözleri bayat bir balığın donuk bakışları gibi insanın içini üşütmez, motorcu kimliği taşımak, sımsıcacık canlı bir organizmada yaşamak , hayata daima gülümseyebilmek demektir.



GÜZELLİK

Motoruna kendi oluşturduğu düşünce sistemiyle, bilgisiyle, ruhuyla binen her insan cazibelidir, çekicidir, , diğer bütün insanlardan farklıdır..Bu kişi ister mobiletine toprak patikalarda binen bir kasaba delikanlısı, ister düşüp kalkmaktan hurdaya dönmüş bir titanı kullanan bıçkın kurye, ister kampüsteki kürsüsüne burgmanıyla giden gözlüklü profesör ya da alabildiğine uzatmış olduğu ak saçlarını arkasından gümüş rengi bir kurdelayla bağlayan eski bmw li ihtiyar bir adam veya sıradan herhangi bir kadın olsun hepsi güzeldir, bu öyle bir güzellik ve cazibedir ki yaşları, eğitimleri, sosyal konumları, binilen motorun markasını değerini anlamsız kılar.. Sanki gecenin karanlığında ıssız bir kumsalda yakılmış şölen ateşinin kızıllığı ile yüzleri aydınlanan bu insanlar efsanelere, tarih öncesi çağlarda yaşayan bilmediğimiz ırklara aittir...Bu farklı gizemli güzellik ,yani motorcu kimliğinin cazibesi : belki sürekli ölümün kıyısında yürüme cesaretinden gelebildiği gibi sonsuz, hiçbir zaman bitmeyen bir çocukluğun masallarında varolma şansından da kaynaklanabilir.

Konu eftelYa tarafından (16-06-2008 Saat 15:35 ) değiştirilmiştir.
 
Alt 16-06-2008, 11:19   #5 (permalink)
ADMİN
çiko - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend
Üyelik tarihi: May 2008

Nerden: istanbul
Yaş: 31
Mesajlar: 1.176
Standart

eylem saol konu çok güzel biyerden alıntımı sanamı ait eyer sana aitse süpersin valla
__________________
imkansız;
bu dünyayı değiştirebilecek gücü içlerinde keşfetmek yerine,
kendilerine sunulan dünyada yaşamayı daha kolay bulan,
küçük insanların ortaya attığı büyük bir kelimedir.
imkansız bir gerçeklik değil, bir görüştür. imkansız bir iddia değil, meydan okumadır.imkansız potansiyeldir. imkansız yoktur.
 
Alt 16-06-2008, 11:22   #6 (permalink)
eftelYa
Ziyaretçi
eftelYa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend

Mesajlar: n/a
Standart

Bana ait değil alıntı
Ama yakında bende buna benzer yazılar yazarım sanıyorum
 
Alt 16-06-2008, 11:30   #7 (permalink)
eftelYa
Ziyaretçi
eftelYa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend

Mesajlar: n/a
Standart

KONUT

Motorcu aile babası ( MAB ) evlenmeden önce evini mutlaka, satın almalı, kiralamalı ve müstakbel eş, o eve gelin gelmelidir...Yok eğer süregiden bir evlilik içersinde, MAB ile karısı yeni bir ev beğenme, mevcut evlerini değiştirme telaşına kapılırlarsa bu durum çok büyük ve ciddi kavgaları, hatta boşanmaları beraberinde getirir.

MAB kesinlikle üst katlarda ya da bir evin yeşilliklerle kaplı sessiz ve huzur dolu arka cephesinde oturmak istemez. Karısıyla/sevgilisiyle hiçbir zamanda zevkleri, tarzları örtüşmez..O her daim, motorunu görebilmek, ona en yakın olmak, mümkünse camdan kolunu uzattığında, motoruna bir gül goncasıymışçasına dokunmak, onu okşamak ister...Evin girişinin dar veya geniş olması, zemin katta oturan ve belki de motorunu, onun daire kapısına yakın bırakacağı, emeklinin, huyu suyu kendisi için çok önemli ayrıntılardır.

MAB açısından değil konut, konutun bulunduğu sokağın bile - dik yokuş mu, caddeye çıkışı yakın mı, tretuvarların yüksekliği, zincir bağlanacak bir ağaç uygun bir direk var mı, mahallede çok çocuk dolaşıyor mu, bu çocuklar nasıl bir çocuk, apartmanda büyümüş bir hanımevladı mı, bir canavar mı, seleye çıkıp tırnak bileyecek kedileri, motorun gürültüsünü duyduğunda peşinden koşacak kötü bakışlı köpekleri çok mu, yakınlardaki o ürpertici varoştan geceleri hırsızlar gelebilir mi - büyük ehemniyeti vardır.

Bu yüzden bir motorcunun evlenmeden önce, evini seçip yerleşmesi, karısıyla/sevgilisiyle olan mutluluğu adına, akla en uygun yoldur.


SEVGİLİ

Bilinenin aksine motorla birlikte sevgililer, çıtırlar, hadi diyelim sıkı bir aşk gelmez. Gerçek bir motorcu ( GBM) ardında sevgililerini bırakarak, aşklarını tüketerek, evliliklerini bitirerek, arkadaşlarını yitirerek, alkol denizinde boğularak, cinselliğe doyarak kısacası bir dibe vurarak motoruna erişmiştir...Bir müminin kutsal topraklara varması ya da , saçlarını kazıtıp tapınağa avdet eden bir budist rahip gibi yaşamı geride bırakmakta ve yeni bir hayata adım atmaktadır.

Motor bir başlangıç değil, her zaman bir sondur.

Bütün acılara, bütün hayal kırıklıklarına, bütün bildik aşk oyunlarına, bütün yalanlara, ikiyüzlülüklere, kandırmacalara doymuştur GBM...Yorgundur.Kırgındır.Hayata artık bir yabancıdır. Tutunamayandır. Çok iyi bilir ki, yeni başlayan ve yüreğini alev alev yakan, soluğunu kesen , damarlarına sımsıcacık yayılmış bir aşk, kendisini gençleştiren cıvıl cıvıl bir sevgilinin mutluluğuyla motor bir arada yürümez.Motor tatlı hayalleri, bir ilişkinin başlangıcını ve bitişini asla affetmez. GBM her an huzur içinde olmalı, hayal dünyasını yok etmeli, kendi bütünlüğünü korumalı, hayata dair içindeki bütün o sonsuz hesaplaşmaları bitirmelidir.

İşte bu yüzden, GBM, uzun yıllar, motora sağlam binebilme ve varolabilme adına, önce gönül işlerini halleder, hayatının tek kadınını/sevgilisini bulur, bulamaz evlenir ya da evlenemez veya bir yalnızlığı kaderi olarak seçer...


YALNIZLIK


Pratik düşünce der ki “ motorcu da kendi gibi motoru seven, onu her yönüyle tanıyan, ona tutkuyla bağlanmış bir kadınla/adamla evlensin, hayattaki sonsuz mutluluğu ve huzuru yakalasın...”

Ama gerçekte – tek tük istisnaların dışında – bunun pek bir mümkünü yoktur.Motor denen alet, doğası gereği yalnızlığın , alıp başını çekip uzaklara gitmenin adıdır.Kadın da ( GBM ) erkek gibi nice hayal kırıklıklarının, çıkışsızlıkların, yenilen darbelerin, yalanların, savaşların, tükenen aşkların, giden o güzel doğru adamların, yapılan yanlışların, geri dönüşsüzlüklerin ardından motorunu bulmuştur....Ötesinde terapi, kız kıza çay saatleri,, ruhları bomboş, adeta bir zombiye dönüşmüş, yapış yapış erkekler, tarot falları ve içkinin uyuşturuculuğu vardır.

Ruhların TEM’inde hayata dair son çıkış motordur.Artık kadın da konuşmayı değil susmayı, bakmayı değil görmeyi ister. Uzun bir yolda giderken, kendini motoruna taşıyan süreci, seçiminde ne kadar haklı olduğunu bir kez daha yaşar, mavi gökyüzü, solukça parlayan güneş,yanından geriye doğru hızla kayıp giden buğday tarlaları, bir ağaç gölgesi altına sığınmış küçük bir sürü, rüzgarın kaskında sanki fırtınalı bir gecesiymişçesine uğuldayışı onu mutlu eder, yalnızlığına bir kez daha sarılır.

Motorcunun erkeği de kadını da yalnızdır. Bu sevip sevmeme meselesi değildir.Apayrı, benzersiz bir ruh halidir. İki motorcu çift bir araya gelse bile bu gerçek değişmez, bu defa bir yalnızlığı birlikte bölüşmeye başlar, kendi içlerindeki yalnızlıkla yol alırlar.


İŞYERİ


Eğer kapıda bekleyen bir motoru varsa MAB, gün boyu patronun attığı fırçaları, dağlar gibi yığılmış evrakları, alacaklılardan gelen telefonları, kapının önünde uzayıp giden hasta kuyruklarını, şantiye sahasında ustalarla boğuşmayı, bankalardan kredi koparma uğraşını pek umursamaz..O canla başla çalışmaya, günü görevlerini tamamlamaya bakar...Çünkü akşam motorunun üstüne binip, marşa bastığında bütün bu sıkıntıları, koşturmacaları unutacağını bilir.

MAB, bu yüzden mümkün olduğu kadar, işe motoru ile gitmeye çalışır. Motorunun beynini boşalttığını, damarlarına yeni bir soluk üfürdüğünü, kısacası yenilendiğini, işe bir gün daha dayanabilecek gücü kendisine verdiğini bilir.

Ve bir motorcu sabah işe gitmek için değil, motora binmek için uyanır.

Konu eftelYa tarafından (16-06-2008 Saat 15:39 ) değiştirilmiştir.
 
Alt 16-06-2008, 11:34   #8 (permalink)
eftelYa
Ziyaretçi
eftelYa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend

Mesajlar: n/a
Standart

“ O ” NOKTASI

Eğer yaşın kaç olursa olsun, bütün sevgilerini, umutlarını, korkularını, sevinçlerini yitirmişsen, içtiğin çay yediğin ekmekten tad alamıyorsan, okuduğun kitaba, seyrettiğin filme, bin yıllık karının eve çocuklara dair anlattığı bir konuya, bir türlü kendini veremiyorsan, birbiri ardına gelen mevsimler, o bir nisan sabahı ansızın boğaz tepelerinde kızarmaya koyulan erguvanlar, denize düşen karpuz kabuğu, sonyazın ilk yağmurları, artık yağlanmaya başlamış çinekopun, sarıkanatın kömürdeki dayanılmaz lezzeti ve sokak lambalarının soluk ışıklarında lapa lapa yağan kar artık seni heyecanlandırmıyorsa, yeni bir aşk, yeni bir iş ve soluk soluğa sevişmeler bütün anlamını tüketmişse, üşümüyorsan, terlemiyorsan, sarhoş olamıyorsan, ağlamıyorsan ağlayamıyorsan geceler boyu uykular tutmuyorsa ve en önemlisi ruhundaki çocuğu öldürmüşsen dünün olmadığı gibi bir yarının da yoksa, senin motoruna kavuşma vakti gelmiştir dostum......

CENİN

İlk motora sahip olmak her zaman başlı başına müthiş bir serüven, dahası içsel bir yolculuktur.Motor alma düşüncesi ile motora kavuşma anı çoğunlukla, uzun bir süreci içerir. İnsan motor alma düşüncesini içine yerleştirdiği andan itibaren bir cenin gibi onu kanıyla, ruhuyla besler, kendisini artık ondan farksız algılamamaya başlar.Doğum anı bilinenin aksine, para biriktirme, kıdem tazminatını alma, kredi çekme, mirastan gelen pay, tarlayı, evi satma gibi eylemlerle değil ( çünkü her keseye göre bir motor daima vardır ) bir çöküşün, bir hayal kırıklığının, hayata dair artık karşı konulamayacak bir bıkkınlığın, ertelemenin ya da bir boşanmanın, aldatmanın, terketmenin ve yahut terkedilişin, içkilerin, aşkların, oyunların, maskelerin, çılgınca sevişmelerin ve bir korkunun anlamını yitirmesinin ardından gelir.

Ama bazen bu doğum, bu muhteşem serüven ne yazık ki mutlu sonla nihayetlenmez. Hayat inişsiz çıkışsız ilerlemekte ve rahatlık ve bir evin sıcaklığı ve koşulsuzca seven bir kadının varlığı, emekli olunacak işin kesinliği insanı uyuşturmakta onu yerinden kımıldayamaz duruma sürüklemektedir...Bir zamanlar bir motora sahip olma düşüncesinde olan kişi, bunu artık unutsa , kendine bile itiraf edemese de, ruhunda hep bir boşluk, bir tamamlanmamışlık/tamamlanamamışlık duygusu hisseder ki bu onu son nefesine kadar takip eder.


YABANCI

Karın lapa lapa yağdığı, çatılardan buzların sarktığı, rüzgarın alabildiğine estiği kış günleri motoruna binemeyen bir motorcu için sonsuz bir can sıkıntısı anlamına gelir.Evde sızlanarak dolaşır, televizyonu bomboş bakışlarla izler, yemeklerden tad alamaz eğer bir kahveye, bir misafirliğe ya da ailesiyle o ışıltılı, kocaman iş merkezlerine reyon sepetlerini doldurmaya giderse, hep bir yabancı gibi hisseder kendini....

Oyunun dışındadır.Bu yaşanılan dünya onun dünyası değildir.Ansızın saçları ağarır, elleri yüzü kırışır, beli kamburlaşır, gözlerindeki ışıltıyı yitirir, karısı ona ne kadar yaşlandığından söz etmeye başlar...Sihir etkisini yitirmiş, gerçek yaşına dönmüştür. Bir motorcu her zaman iyi bilir ki, o motoruna bindiği sürece gençtir ve ölümsüzdür, bunun dışında bir hiçtir, yaşamıyordur...

Karın yerden kalkmadığı, kuzey rüzgarlarının uğultusunun dinmediği, havanın erkenden karardığı kış günleri uzadıkça MAB’ın ( Motorcu Aile Babası) iç sıkıntısı daha da koyulaşır.Karısıyla kavga eder, çocukların sorularına cevap vermek içinden gelmez,kapısında bir motor beklemeyince işinin de güzelliği, çekilir yanı kalmamıştır, sokaklarda uzun uzun yürür, dalgaların kudurduğu kıyılarda gezinir, bir türlü sayfanın sonuna gelemediği kitaplar okur, bu haliyle gemisi tamirde olan bir tayfadan ya da kışlasından uzak kalmış bir subaydan pek farkı yoktur.Yerlerin bir parmak buzla kaplı olduğu uzun kış günlerinde motorcu, motorunun kendisi için ne kadar önemli olduğunu, onsuz yaşayamayacağını, bunun bir makine insan ilişkisinin çok ötelerinde farklı bir duygu olduğunu, beslendiği hayat damarının en büyüğünün motordan içine sızdığını bir kez daha kavrar.Kendisini canlandıran, ona ab-ı hayatı akıtan, dünyaya gülümsemesini belki de yaşama tutunabilmesini, hatta bir gün daha dayanabilmesini sağlayan yalnızca motorudur.


SAVAŞ
Savaşa katılan ve göğüs göğüse savaşan her insan savaştan döndüğünde, artık tepeden tırnağa değişmiş yeni bir insandır.Bütün geçmişini silip atmış, hayata bir başka gözle bakmaya başlamıştır.Bunu korkuya, soğuğa, sıcağa, en yakın arkadaşını yitirmenin acısına, ruhunun sokulduğu disipline, iradeye, bittiğini sandığı anda yenilenen gücüne borçludur.

Bir motorcu gün boyu bir sürü düşmanla savaşmak zorundadır ki, bu bir cepheden daha korku vericidir...Delicesine esen rüzgar, köprüde motoruyla giderken, ansızın önündeki aracın kapısını açıp kusmaya başlayan bir vatandaş, peşinden koşturan nereden çıktığı belirsiz bir kurt köpeği, sinyal vermeden sağa dönen bir otomobil, bir mayın benzeri yere saçılmış mıcır, ansızın eşya yüklü bir kamyondan asfalta düşen çek-yat, tem’in o uzun ve loş tünellerinde yaşadığı klostrofobi....

Motorcu bütün bunlarla savaşıp akşam sıcacık evine, çocuklarının yanına döndüğünde artık ne bir geçmişi vardır ne de önünden uzanan bir geleceği. MAB sadece anda yaşamakta olduğunu, çocuklarını karısını arkadaşlarını üzmemesi gerektiğini iyi bilir. Bir gün daha bitmiştir.Şanslıdır.Kendini daha güçlü, yeni savaşlara, yeni yolculuklara hazır hisseder. Motordan her iniş hayata, bir kez daha başından, en başından, hatta bir çocukluktan başlamaktır.

“ Gerçek yaşam hangi noktada başlar “ sorusunu kendisini hiç sormamış olan insanların bir motorcuyu anlaması imkansızdır

Konu eftelYa tarafından (16-06-2008 Saat 15:40 ) değiştirilmiştir.
 
Alt 16-06-2008, 11:34   #9 (permalink)
eftelYa
Ziyaretçi
eftelYa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend

Mesajlar: n/a
Standart

KAPIDAKİ MOTOSİKLET

Kadın, bu defa adamın gözlerindeki kararlı ifadeyi görünce sustu...Oysa yıllardan beri, kocasının motor alma arzusuna karşı çıkıyor, gideren sönükleşen ve adeta bir fısıltıya dönüşen yalvarmalarını duymamazlıktan geliyor, motorun bir aileye sahipken, tek başına bir hayatı yaşamak anlamına geldiğini, onun bunca seneden sonra böyle bir işe kalkışmasının evliliklerini bitirebileceğini söylüyordu...Ama eşinin gözlerindeki ışımanın yavaş yavaş söndüğünün, içinde bir şeylerin yıkılmakta olduğunun, sessiz ve uzun gecelerde televizyonun karşısındaki koltuğunda, elindeki kumanda ile bilinçsizce kanaldan kanala gezinirken onun çürümeye başladığının farkındaydı.

Ona hala aşıktı...Üniversite yıllarında evlenmişlerdi...Adamın her seferinde dile getirdiği motosiklet sevdasına kadın hep şiddetle karşı çıkmıştı, kendisi de giderek yaşlanıyordu, işte saçlarına ilk aklar düşmeye başlamıştı bile, bir evin, ailenin sıcaklığı içinde yaşamanın güvenliğine sımsıkı bağlıydı, üstelik hiçbir zaman da maceracı bir yapısı olmamıştı...Şimdi başına gelecekleri : kocasını kapıdan alacak o iri yapılı, gürültücü ve neşeli arkadaşları, hafta sonlarının o uzun ve yalnız saatlerini, odaya çöken akşam karanlığıyla birlikte çıktığı yolculuktan hala dönmemiş eşini, giderek artan bir tedirginlikte beklemeyi ve en önemlisi bunu çocuklara hissettirmemenin zorluğunu biliyordu.

Bu defa kocasına tek bir söz söylemedi kadın...Söyleyemedi...Belki ölü bir eşle, yaşama sevincini yitirmiş, ortalarda yalnızca içi boşalmış bir bedenle dolaşan bir erkekle yaşamak istemiyordu.Kendisine itiraf etmekten korksa bile ,kapıda duran motosikletin evliliklerine yeni bir soluk getireceğini, onu artık kabullenmesi gerektiğini sadece kadınlara özgü bir sezgiyle hissedebiliyordu.

Motosikletin kapıda durduğu o ılık bahar akşamı kadının ağzından tek bir sözcük çıkmadı Adam da bir açıklama, bir dayatma, bir yalvarış, dahası bir özür hatta bir yaltaklanma dile getiren kelimeler bulmaya uğraşmadı....Sanki yıllardan beri yaşamlarında bir motor vardı...Sanki her akşam iş dönüşü elindeki gazetesini,, anahtarlığını salonun ortasındaki masaya bırakırmışçasına doğal ve basit bir hareketle, motorunu getirip kapının önüne koymuştu.

Adam da, kadın da, leylak kokularının, boğazın daracık, yokuşlu, arnavut kaldırımlı sokaklarına yayıldığı, tepelerde erguvan ağaçlarının usul usul kızarmaya başladığı, küçük koruluklardan tek tük de olsa bülbül ötüşlerinin işitildiği o bahar akşamında, motora dair hiç konuşmadılar, çocukların derslerinden, geceleri çok gürültü yapan üst kattaki komşulardan, emekli olduklarında gidecekleri sessiz ve sakin bir ege kasabasının düşünden söz ettiler..Kadın motorun kapının önünde durduğu ilk gece, kocasının kendisine daha sıcacık, daha bir tutkuyla dokunduğunu farketti ve ona sımsıkı sarılıp uyudu.

Konu eftelYa tarafından (16-06-2008 Saat 15:41 ) değiştirilmiştir.
 
Alt 16-06-2008, 12:02   #10 (permalink)
TUR_rower
Ziyaretçi
TUR_rower - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend

Mesajlar: n/a
Standart

Ellerine sağlık Eylem ,harika bir yazı dizisi olmuş.Okurken ben duygulandım biz, bize ancak bu kadar anlatılabiliriz sanırım...
 
Konu Kapatılmıştır

Bookmarks

Tags
aforizma, aşk, motor


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0
Motokolik Motosiklet Kulubü