|
|
#21 (permalink) |
|
DELİ ÜYE
Üyelik tarihi: Jul 2008Yaş: 30
Mesajlar: 332
|
Hayatınızın tüm sınavlarını başarıyla geçmeniz dileğiyle…
Hayat Sınavı Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore'deki bir savaşa katılmak üzere İngiltere'den ayrılacaktı, hiçbir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona. Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu. Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da güzel olanı kitabı daha önce başkasının da okumuş ve bazı yerlere notlar almış olmasıydı. Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan'i da derinden etkiliyor, notları okudukça sarsılıyordu. Kim olabilirdi bu? Hemen kütüphane mmuresine gitti ve daha önce kitabı okuyan kişinin kim olduğunu öğrendi. Holly adında bir kadındı,adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı: 'Büyük Kütüphanede bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra Kore'ye gidiyorum, sizi tanımak ve sizinle mektuplaşmak istiyorum. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.' Holly'den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı arkasına yazılmaya başlandı. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı. 2 sene bu şekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış, her mektuptan ayrı tatlar almışlardı. Ewan'ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda Holly'i görmek istediğini yazdı. 'Ancak seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen' diye ekledi. Holly buluşmayı kabul etti fakat resmi göndermedi. 'Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi? Yakama kırmızı bir çiçek takacağım.' dedi. Günler birbirini kovaladı ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indiği ilk anda gözleri Holly'i aradı. Bir müddet bakındı, sonra kalabalığın arasından şimdiye dek gördüğü en güzel kadın belirdi. Uzun boylu, çok güzel, uzun sarı saçlı, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhteşem bir kadındı. Kadına doğru bir adım attı, ama yakasında hiç bir şey yoktu. Kadın gözlerine baktı ve 'Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?' diye sordu. Tam o sırada güzel kadının omzunun üzerinden, yakasında kırmızı çiçek olan kadını gördü. Kısa boylu, şişman sayılacak kiloda, gri kısa saçlı, tozlu uzun pardösüsü ve kalın bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan şaşkındı, az önce hayatında gördüğü en güzel kadından bir teklif almıştı ancak karşısında da yüreğine aşık olduğu kadın duruyordu. Kendini toparladı ve yanından geçen dünyalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi. Elinde Holly'le birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı. Elini uzattı, 'Merhaba Holly' dedi gözlerinin içi gülerek. 'Pardon' dedi kadın. 'Ben Holly değilim. Az önce buradan geçen sarı saçlı mavi elbiseli bayan yakama bu çiçeği taktı ve bunun hayatının sınavı olduğunu söyledi. Sizi garın çıkışındaki cafe'de bekliyormuş...' HAYATA DEGER BİR YAŞAM,''SEVMEYE DEGER BİR AŞK'', DOSTLUGA DEGER BİR ARKADAŞLIKTAN ASLA VAZGEÇME. |
|
|
#22 (permalink) |
|
Süper Üye
Üyelik tarihi: May 2008 Nerden: bahcelievler istanbulYaş: 30
Mesajlar: 298
|
Kasım'ın ilk yağmurları bu yüreğimi ıslatan
Yoksa ıslak toprak kokusumu sensizliği anlatan Sonbahar rüzgarları tenimi soğururken Sevdiğin bir türküyü fısıldıyor durmadan, Yalnız yıldızlar yok bu gecede Gökyüzünün karanlık örtüsünü mıhlayan. Karanlık bulutlar gölgelemiş umutlarımı Birtek sevdan var bu gecemi aydınlatan. Yağmur var bu gece şehrin tüm sokakları yıkanmış Gözyaşım yağmura karışıp sineme akmış, Yağmış yüreğim Tüm ruhum gözyaşlarıma bulanmış Ve kurutmuş sonbahar Yazın sevdiğin bütün yeşil rengini Çocukluğumun masum gülüşlerini özledim bu gece 'Fondip' deyip bir dikişte Hayatı sek içtim yine Tek,yalnız ve sensiz bir gecede... |
|
|
#23 (permalink) |
|
Süper Üye
Üyelik tarihi: May 2008 Nerden: bahcelievler istanbulYaş: 30
Mesajlar: 298
|
Fatih SultanMehmet Han
Bilindiği gibi Fatih, genç yaşta padişah olmuştur. Yaşı gençtir ama zekası ve inançları çok kuvvetlidir. Yeni sultan olduğu yıllardır. Birgün bir sefere gidilecekken ordunun başında babasının olmasını ister. Ancak babası bu teklifi kabul etmez. Fatih'in maksadı babasının ilminden ve tecrübesinden yararlanmaktır. -"Eğer sen padişahsan geç ordunun başına. Yok eğer ben padişahsam emrediyorum ordunun başına geçeceksin!" Babası Sultan Murat, başka çare bulamaz ve orduya komutanlık yapar. 4. Murat Padişah tarafından, mey (şarap), afyon ve fal bakmak yasaklanmış. 4. Murat bi gece, tebdil-i kıyafet İstanbul'a indiğinde, karşıya geçmeye karar verip bi sandal kiralamış. Sandalcı müşterisinin sultan olduğunu bilmiyomuş tabii. Bi ara, sandalın yanından sarkan bi ipi çekmiş. İpin ucunda bi testi! Sultan, "Ne var o testinin içinde?" diye sormuş. Sandalcı "Ne olacak, mey işte" diye gülerek müşterisine ikram etmiş. Her ne kadar yasaklamış olsa da, 4. Murat'ın alkolle arasının iyi olduğu bilinir. İkramı kabul etmiş ama yine de, "Mey yasak. Hünkarımız görse kafanı vurdurtur diye korkmuyo musun?" diye sormaktan da geri kalmamış. Sandalcı da haliyle, "Yahu hünkar ner'den görecek bizi denizin ortasında" demiş. Biraz daha vakit geçmiş. Bizim sandalcı cebinden fal taşlarını çıkarmış. Hünkara, "Ver 5 akçe de falına bakayım" demiş. Fal 4. Murat'ın en kızdığı şeymiş, ama "Hadi biraz daha sabredeyim" diye düşünüp, "Bak bari" demiş. Fal taşlarını elinde çalkalayıp atan sandalcı, "Efendi, sorunu sor bakalım" demiş. Padişah, "Hünkar şu anda nerededir?" diye sormuş. Sandalcı taşlara bakıp "Hünkar şu an denizdedir" demiş. 4. Murat güya endişelenmiş havalarına girip, "Sakın yakınımızda bi yerde olmasın" diye sormuş sandalcıya ve tekrar iyice bakmasını söylemiş. Sandalcı taşlara tekrar bakmış ve birden!, 4. Murat'ın ayaklarına kapanıp, "Affet beni hünkarım " diye yalvarmaya başlamış. Kıyıya dönene kadar yalvarmaya devam etmiş. Padişah dayanamayıp, "Sana bi soru sorucam. Eğer bilirsen seni affederim. Bilemezsen boynunu anında vurduracam" demiş. Sandalcı sevinçle, "Padişahım çok yaşa" demiş ve merakla soruyu beklemye başlamış. 4. Murat, sandalcıya, "Dönüşte İstanbul'a hangi kapıdan giricem?" diye sormuş. Tabii sandalcı hemen itiraz etmiş, "Hünkarım, şimdi ben hangi kapıyı söylesem, siz başka kapıdan girersiniz. Affinıza sığınarak, gireceğiniz kapıyı bi kağıda yazsam ve size versem; kapıdan geçtikten sonra okusanız olur mu?" demiş. Hünkar başını "Olur" anlamında sallayınca, sandalcı tahminini yazıp kağıdı vermiş. Padişah kağıdı alır almaz, daha bakmadan, yanındaki fedaisine, "Hemen boynunu vur şu kafirin" emrini vermiş. Sonra da, "Surlara yeni bir kapı açıla! İstanbul'a oradan giricem" demiş çevresindekilere. Kapı 5-10 dakikada açılıp, padişah ve erkanı şehre girmiş. 4. Murat bi ara, sandalcının kağıda hangi kapıyı yazdığını merak etmiş. Kendinden çok eminmiş, laf olsun diye cebindeki kağıda bakmış. Ama okuyunca hayretler içinde kalmış. Sandalcı kağıda şunları yazmışmış: "Hünkarım, yeni kapınız vatana millete hayırlı uğurlu olsun" O gün bugündür de işte o kapı, "Yenikapı" “BİZ SENİ UYANIK BİLİRDİK…” İstanbul’da kenar semtlerden birinde oturan yaşlı bir kadın, padişahın huzuruna çıkmak istediğini saraydaki görevlilere bildirmiş. Bunun üzerine sultanın karşısına çıkarılmıştı. Yaşlı kadın: Evinin soyulduğunu ve bu olaydan padişahın sorumlu olduğunu söyleyerek, şikayette bulunur. Bunun üzerine hiddetlenen Kanuni: -Bana bak kadın, sen niçin bu kadar derin uyku uyudun da evinin soyulduğunu duymadın? deyince, yaşlı kadın : Padişahım! Kusura bakma, biz seni uyanık bilirdik, onun için evimizde rahat uyuyorduk der. Bu cevap üzerine Kanuni utanarak : -Haklısınız diyerek, kadının çalınan mallarının bedelini kendi malından öder FATİH SULTAN MEHMET HAN Bir gün Fatih Sultan Mehmet şehri dolaşmaya çıkar.Derken bir vatandaş yanına gelir ve ona:"Hünkarım sizin mal varlığınızın ve saltanatınızın yarısını istiyorum" der.Sultan ona ne hakla istediğini sorar.Vatandaş "sultan ile kardeş olduklarını" söyler.Padişah bu kardeşliğin nereden geldiğini sorduğunda ise ona "ikimizde Hz. Adem'in çocukları değil miyiz? diye cevap verir.Bunun üzerine Fatih yanındakilere adama 1 altın vermelerini emretti.Sonrada Padişah, verilen bir altınla hayal kırıklığına uğramış adamın kulağın eğilerek şunları söyledi:"Ey kardeş!Şu 1 altını al ve hemen buradan uzaklaş.Eğer diğer kardeşlerimiz bunu duyarlarsa sana bir altın bile düşmez!... KARDEŞİM SİFTAHINI YAPMADI İstanbulda Kapalıçarşı'nın yanında alelade bir dükkan... Sabah namazını kılan bir adam dükkana girerek raftaki bir malı gösteriyor: "Şunu istiyorum" diyor. Ama dükkanın sahibi diyor ki; " Satılık değil." Adam diyor ki: "Yaa kardeşim dükkanını açmışsın, bunu rafa koymuşsun, ben de gelmişim, buna ihytiyacım var. Sana paranı veriyorum, bu malı ver diyorum, neden vermiyorsun?" Neden vermediğimi söyleyeyim diyor adam: - Bak, şu karşıda bir dükkan var ya! - Var - O dükkana gidersen, bu malın aynı orda da var. Ondan al. Adam diyor "Hayır" . - Buradan almak istiyorum, neden oradan alacakmışım? - Çünkü ben siftahımı yaptım; ama o kardeşim daha siftahını yapmadı. SULTAN 2. MURAD'IN HAK ANLAYIŞI Nihayet ordu yeni bir sefere çıkmıştır. İlk konaklama yerine geldiklerinde, bir yahudi, Sultan İkinci MURAD'ın atının dizginine yapışır: Yahudi: Bir maruzatım var Padişahım, müsaade buyurun, anlatayım ? Sultan İkinci MURAD : Elbette! Buyurun, nedir maruzatınız ? Yahudi: Askerleriniz benim bahçemden elma yediler ve değeri olan altını ödemediler! Sultan İkinci MURAD : Benim askerlerimin hepsi, kul hakkı konusunda ne kadar ince hesap yapmaları gerektiğini bilirler. Bu dediğin nasıl olabilir? Bir yanlışlık olmalı! Yahudi: Hakikat budur padişahım. Askerleriniz bahçemden alıp yedikleri elmaların bedelini ödemediler! Sultan İkinci MURAD : (Askerlere döner Bezirgânın söylediklerini duydunuz. Bu dediği doğru mudur? Askerler ses çıkarmaz. Sultan İkinci MURAD : Sizler, benim kul hakkına ne kadar değer verdiğimi bilmez misiniz? Beni ne kadar mahcup ettiniz, bunu kim yaptıysa hemen söylesin! Askerlerden biri: Ben yaptım Efendimiz! (Diyerek öne atılır.) Sultan İkinci MURAD : Peki ama nasıl? Kul hakkının önemini bile bile böyle bir şeyi nasıl yaparsın? Askerlerden biri: Padişahım, benim yediğim elma yerdeydi ve çürüktü. Çürük bir elmanın para edeceğini düşünemedim; nitekim iki arkadaşım da oradaydı, onlar ağaçtan elma kopardılar ve parasını da bahçeye attılar, isterseniz sorun. Biz asla kul hakkına el uzatmayız. Sultan İkinci MURAD : (Bezirgâna sorar Askerlerimin söyledikleri doğru mudur? Yahudi: Evet, o ikisinin kopardığı elmaların bedelini aldım. Sultan İkinci MURAD : Peki, öyleyse istediğin nedir? Yahudi: Diğer askerinizin yerden aldığı elmanın bedelini de isterim. Sultan İkinci MURAD : Peki, o çürük elma için ne istersin? Yahudi: Bir kese altın isterim. Padişahın yanındaki vezir itiraz eder: Vezir: Ama Padişahımız Efendimiz, bir çürük elmaya bir kese altın verilir mi? Sultan İkinci MURAD: Hakk sahibi bezirgândır. Elmanın sahibi olan o, ne derse onu vermekle mükellefiz. Allah'ın indinde kul hakkı ne kadar önemlidir bilmez misiniz? İşte hakkın olan bir kese altın! Bezirgân, Padişah'ın adaletinden, kul hakkına verdiği önemden son derece etkilenmiştir. Kendisine uzatılan keseyi eliyle iter: Yahudi: Ne olur beni de aranıza alın. Ben de sizin gibi düşünen, sizin gibi yaşayan biri olayım. İşte Osmanlı! İşte Osmanlı'nın hak anlayışı! Osmanlı askeri böyle yetiştiriliyordu. |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |