MotokolikTürkiye
ANASAYFA FORUMLAR GALERİ BLOGLAR DUYURULAR GEZİ VE ETKİNLİK FOTOĞRAFLARI İLETİŞİM
 

Geri git   Motokolik Motosiklet Motosiklet Kulübü Motorsiklet Motorsiklet Forumu MOTOKOLİK FORUMLARI MAKARAKOLİK

Konu Kapatılmıştır
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03-06-2008, 05:50   #1 (permalink)
Süper Üye
tüzün - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend
Üyelik tarihi: May 2008

Nerden: bahcelievler istanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 298
Standart Hikayeler Buraya

SATICI COCUK

Hava soğuktu.Şubat ayı kışın bütün donduruculuğunu gösteriyordu İstiklal caddesinin üzerinde.Yaklaşık iki saat önce soğuğa rağmen insanlarla dolu olan cadde şimdi boş sayılırdı.Amaçsızca bir yukarı bir aşağı gezinenler insanlar neredeydiler şimdi.Herhalde evlerine gitmişler,sıcacık yataklarında yatıyorlar ve yarın akşam yine buraya gelmenin planlarını kuruyorlardı.Fakat istiklalde gezerlerken yanlarına,ya bir paket sakız,yada bir iki kağıt mendil satmak için yaklaşan minicik elli küçücük çocuklar giriyordu rüyalarına şimdi onların.Kimdi bu çocuklar,evleri yok muydu ki onların bu soğukta gecenin yarıları satıcılık yapmaya çalışıyorlardı.Onların anneleri babaları neredeydi.
Kart buraya girmiyor dedi küçük Sedat.Sekiz yaşındaydı.Bu yaşta düşmüştü hayatın acı kollarına.Her gece burada yani istiklalde küçük paketler halindeki sakızlarını satmaya çalışır,herkes gidincede bir iki arkadaşıyla birlikte sabahı etmek için yer ararlardı.Yolda bir telefon kartı bulmuşlar,bu kartla bankamatik giriş kapısını açmaya çalışıyorlardı.Bir açabilseler uyuyabileceklerdi.İçeride kalorifer vardı ve sıcaktı.Yerde yatabilir ve uyuyabilirlerdi.Yarın akşama da Allak Kerim.
Sedat ailesini bilmiyordu.Polis onu bir kişinin ihbarıyla bir cami kapısında bulmuştu.Altı yaşına kadar bir çocuk evinde büyümüş sonra da kaçmıştı.Hayat onun o küçücük ellerine görünmez bir kelepçe vurmuştu daha o yaşta.Çalışıp karnını doyurmaya çalışıyordu,iki yıldır istiklal eviydi onun.Yaz ayları çok güzel geçiyordu.Sıcak olduğu için her yerde sabahlayabiliyor,üstelik satışları da iyi oluyordu.Bir başka coşkulu oluyordu yaz aylarında istiklal.Kimbilir belki de kendi öz annesine yada öz babasına bir paket sakız satmıştı burada o kalabalıkta ama bilemezdi ki.Onları hiç görmemişti anne ve babası olarak.O, yatacak bir yer bulduğunda çeşitli düşüncelerle uyumaya çalışıyordu.Etrafına baktığında binlerce insan görüyordu.Bunların hepsi neden kendisi gibi sakız satmıyor,üşümüyor yada acıkmıyordu.Neden üstleri temizdi,yüzleri gülüyordu.Yada kendisi neden onlar gibi değildi.Üzeri yırtık pırtıktı,üşüyordu ve her akşam yatmaya bir yer bulması gerekiyordu.Onun suçu neydi.Annesi babası neredeydi.Yarın çok sakız satacak,çok para kazanacak,iyi bir yemek yiyecekti.Hem o şekerlerden de alacaktı kendisine.Her gece yatarken bu düşüncelerle uyuyakalıyor,sabahta donmuş bir şekilde ya biri uyandırıyor yada kendisi uyanıyordu.
Sedat küçük olmasına karşın iyiyi kötüyü ayırt edebiliyordu.Kendisine bir takım sözler vermişti.Diğer arkadaşları gibi sigara içmeyecek ve hırsızlık yapmayacaktı.Hele hele Nevzat gibi torbalara yapıştırıcı doldurup derin nefeslerle kendinden geçmeye çalışmayacaktı hiçbir zaman.Kötüydü bunlar.Kazandığı para az da olsa yapmayacaktı bunları.Şu köşede gitar çalarak para kazanmaya çalışan Sinan ağabeyine ne kadar da özeniyordu.Keşke onun da bir gitarı olsaydı ve çalabilseydi.Bazı geceler uzun uzun dinlerdi Sinan`ın gitarını.Şarkılar hoşuna gider,kendinden geçerdi Sedat.Sinan ağabeyi belli bir saatten sonra gitarını toplar eline alır ve giderdi.Bazı geceler gelmezdi.Hem onu hiç sağda solda yatarken görmemişti Sedat.Belki de bir evi vardı onun ve oraya gidiyordu.Aslında Sedat gitarist olmak istiyordu daha o yaşlarda ama bunu kendisine telaffuz edemiyordu.Herhalde bunun için çok çalışıp çok sakız satması gerekiyordu.Sekiz yaşındaydı daha,çocuktu.Elindeki sakızları satarken tüm çocukluğuyla oyunlar oynuyordu.Boş bir kola kutusu topu olurdu bazen,yada patlamamış bir balon bulup onunla oynardı.Çoğu zaman karnı acıkır,parası yoksa hep su içerdi.Diğer arkadaşları gibi satış sırasında ısrarcı da değildi kendisi.Satmak ister,alırlarsa alırlardı.Almazlarsa başka birine giderdi.Geçen ay bir defasında üç kutu sakız satmıştı zenginin birine.Ne yapacak acaba diyede uzun uzun düşünmüştü o sakızları o zengin kişinin.Belki de kendisine acımıştı da o yüzden almıştı.Ama ne olursa olsun o para bir iki akşam iyi yemek yemesine yetmişti Sedat`ın.Bir gece bir kadına sakız satmak isterken farkında olmadan "anne" deyivermişti.Ne kadar da sıcak gelmişti bu sözcük kendisine.Belki birine ilk defa söylüyordu Sedat bunu. "Anne". Kadın bunu ya duymamıştı,yada duymamazlıktan gelmişti ama iki paket sakız almıştı kendisinden.O geceden sonra ne zaman bu sözcüğü kullansa bir iki paket sakız satıyordu Sedat.Sihirliydi bu sözcük onun için. "Anneciğim sakız ister misin".Baba kelimesini bilmiyordu.Belki de biliyordu ama söylemek istemiyordu.Anne daha güzeldi.Daha sıcaktı.Hem bir annesi olsa ona sıcacık davranmaz mıydı.O da bu sıcaklığı ne zaman hissetse bu sözcüğü kullanıp bir iki paket sakız satıyordu.
Hava soğuktu.O sabah bir bankanın önünde iki polis otomobili durmuş ileriden gelmekte olan ambulansı bekliyordu.Bankamatiğin giriş kapısının önünde iki çocuk yatıyor,hiç kıpırdamıyorlardı.Polisin biri de küçük çocuğun elindeki telefon kartını inceliyordu.Meraklı kalabalık her zamanki yerini almış olan biteni izliyorlardı.Ama biri vardı ki,elinde gitar kutusuyla gözündeki yaşı silmeye çalışıyordu.Sinan`dı bu.Tanımamasına rağmen tanırdı Sedat`ı.Ne zaman istiklalde gitar çalsa bu çocuk onu saatlerce dinler,şarkıların sözleriyle kendinden geçerdi.Ölmüştü Sedat.Vücudu sekiz yıl dayanmıştı açlığa,zorluğa,soğuğa.Peki Sinan ne kadar dayanabilecekti.Sekiz yaşındayken o da Sedat gibiydi aslında.Sedat gibi üşümüş,Sedat gibi acıkmış,Sedat gibi uyumuştu sağda solda.....
__________________
icerim şişeden demiş şair bizi almış
başka diyarlara götürmüş
biz içtiklerimizle değil
içerken düşündüklerimizle
sarhoş oluruz

[yanlız ca kayıtlı üyeler link i görebilir. ]
 
Alt 03-06-2008, 09:43   #2 (permalink)
yvz
Ziyaretçi
yvz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend

Mesajlar: n/a
Standart

güzelmiş tüzün
emegine sağlık
 
Alt 03-06-2008, 14:31   #3 (permalink)
Süper Üye
tüzün - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend
Üyelik tarihi: May 2008

Nerden: bahcelievler istanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 298
Standart

HÜLYA ÖĞRETMEN

Kırmızı çoraplı küçük bir kız hatırlıyorum.Babasıyla el ele tutuşmuş okula gidiyor.Fakat ne çantası ne de okul önlüğü var bu küçük kızın.Ayrıntıları hafızamdan silinmiş bir etek ve etek altında uzun kırmızı çoraplar...Küçük kız okula kayıt olmaya gidiyor.O güne kadar görmediği ama herkesten işittiği okul...Acaba nasıl bir şeydi küçük kızın hayalinde.Babası,"okula gidince bir çok arkadaşın olacak"demişti.Okula gitmeden önce küçük kıza babası,üzerinde Atatürk resmi olan bir alfabe kitabı almıştı.Kalemleri,defterleri,kitapları vardı küçük kızın.Okul çantası,okul önlüğü hepsi hazırdı.Okul deyince küçük kızın hayalinde işte böyle bir resim çizilirdi.İsimleri Ayşe,Fatma,Ali,Ahmet olan arkadaşlar,üzerinde Atatürk resmi olan kitaplar,kenarları kırmızı kalemle çizilmiş defterler,rengarenk kalemler...Haftanın ilk günü,bir pazartesi sabahı okullar açıldı.Annesiyle beraber sınıfa girdi küçük kız.Hayalindeki resimde bir eksiklik vardı.Öğretmen...Ayakta duruyor,ellerini sınıf defterinin olduğu masaya dayamış yoklama yapıyordu.küçük kız onu da ekledi hayalindeki resme ve yoklama bitti.Anneler çocuklarını bıp gittiler.Öğretmen adını söyledi,adım "Hülya Can"dedi.O günden sonra küçük kızın en sevdiği isim"Hülya" oldu.En sevdiği oyun da öğretmencilik...Bir gün Hülya öğretmen,öğrencilerin defterlerine yazdıklarını kontrol ediyordu.Sıra küçük kıza geldiğinde "aferin,ne güzel yazıyorsun"demişti.O günden sonra küçük kız öğretmenini çok hem de çok sevdi.Hayalindeki öğretmen resminin çizgileri gittikçe daha belirgin,daha yumuşak ve ayrıntılıydı.Günler geçtikçe öğretmenin üzerine siyah bir kazak çizildi.Öğretmeni bu kazağı çok giyerdi.Küçük kız,Hülya öğretmenin saçlarını,yüzünü,bakışlarını,ille de o sevimli yanaklarını-gülerken elmacık kemikleri daha bir belirginleşir,sanki yüzünde güller açardı-Evet, illede o sevimli yanaklarını tüm ayrıntılarıyla çizdi.Onu çizerken çizgiler o kadar yumuşaktı ki...Tıpkı Hülya öğretmenin sıcacık,yumuşak elleri gibi...Küçük kız doyamıyordu öğretmenine.Onu o kadar çok seviyordu ki...Paydos zili çalar çalmaz kitaplarını çantasına yerleştirir,Hülya öğretmenin arkasından yetişmeye çalışırdı.Otobüs durağına kadar Hülya öğretmenle beraber yürümek,ayrılırken "iyi akşamlar" deyip el sallamak ne büyük zevk verirdi küçük kıza.ilk iki sene böyle geçti.Küçük kız artık 3. sınıf olmuştu.O yıl Hülya öğretmen hamileydi.Tıpkı annesi gibi o da bir bebek bekliyordu.Bir akşam,küçük kızın babası annesini hastahaneye ürdü.Küçük kızla kızkardeşi o gece babaannelerinde kaldılar.Ertesi gün babaanne küçük kızla kızkardeşine müjdeyi verdi.Bir erkek kardeşleri olmuş.O gün küçük kız okula gitti ancak öğretmeni sınıfta yoktu.O gün Hülya öğretmen okula hiç gelmedi.Küçük kız eve döndüğünde annesi ona öyle bir haber verdi ki küçük kız çok şaşırdı.Tesadüfün böylesi,meğer küçük kızın annesiyle Hülya öğretmen aynı hastahanede aynı gün doğum yapmışlar.Ertesi gün küçük kız, arkadaşlarına vereceği haberin sabırsızlığıyla okula gitti.Sınıfa girdiğinde arkadaşlarına,öğretmenlerinin bir kızı olduğunu bu yüzden okula gelemediğini söyledi.Hülya öğretmen kırk gün doğum izni almıştı.Küçük kız tam kırk gün Hülya öğretmenini göremeyecekti.O gün Hülya öğretmenin sınıfını üç,dört gruba ayırıp diğer sınıflara dağıttılar.Küçük kız şimdi hem arkadaşlarından hem de Hülya öğretmeninden ayrıydı.Alışamadı yeni sınıfına,sevemedi yeni öğretmenini,yeni arkadaşlarını.Küçük kız artık güzel yazı yazamıyordu.Derste parmak kaldırmıyor,sorulara cevap veremiyordu.Okulu artık sevmiyordu.Her sabah ya başı,ya karnı ağrıyor okula gitmek istemiyordu.Küçük kız geçen her günün hesabını tuttu.Kırk gün sonra öğretmeni gelecek o yumuşacık,sıcak elleriyle küçük kızın çenesini okşayacak,yine ona "aferin"diyecekti.Neyseki günler geçti.Kırk gün dolmak üzereyken bir öğretmen sınıfa girdi ve"Hülya öğretmen bundan sonra 4.sınıfları okutacakmış"dedi.Küçük kız kulaklarına inanamadı.Belki de hayatının ilk acı hayal kırıklığıydı.Dersin sonuna kadar zor tuttu kendini.Zil çalar çalmaz hıçkırıklara boğuldu.Okuldan eve ağlayarak geldi.Annesine olanları anlattı.Annesi Hülya öğretmenine telefon açıp kararının sebebini sordu.Hülya öğretmen ne söyledi,küçük kızla ne konuştu...Hepsi hafızamdan silinmiş hatırlamıyorum.O günkü telefon görüşmesinden sonra küçük kız,bir okul dönüşü Hülya öğretmenle karşılaştı.Hülya öğretmen küçük kızı görünce çok sevindi.ona sarıldı,yanaklarından öptü.Küçük kızın yanaklarında ruj izleri kalmıştı.Hülya öğretmen "bak yanaklarına kelebekler konmuş"dedi.Yine mutluydu,yine sevinçten uçuyordu küçük kız,yanaklarındaki kelebeklere eşlik edercesine...Küçük kız ertesi gün eski sınıfına girdi.Okulun ilk günü çizdiği resim yeniden canlandı.Hülya öğretmen yazı tahtasının önünde duruyor,küçük kıza gülümsüyordu.Ve arkadaşları,isimleri Ayşe,Fatma,Ali,Ahmet olan arkadaşları,onlar da o gün oradaydılar.Şimdi küçük kız büyüdü.Bir zamanlar babasıyla el ele yarı ürkek,yarı heyecanlı girdiği okul kapısından bu yılın sonunda ayrılıyor.Yeni bir resim çizecek küçük kız.Elleri öğretmen masasının üzerinde,gözleri yoklama listesinde.Kendini çizecek küçük kız.İsimleri Ayşe,Fatma,Ali,Ahmet olan öğrencileri-kimbilir bunların içinde okulun o ilk gününü resimleştiren kırmızı çoraplı küçük bir kız olacak.Yine resimde bir şey eksik olacak.Kimse dolduramayacak onun yerini.Küçük kızı okutan,adı Hülya olan öğretmenler de...O kürsü hep boş kalacak.Küçük kız elini yanaklarında gezdirecek,kelebeklerin uçtuğunu farkedecek.Bir okul dönüşü Hülya öğretmeni bekleyecek,kimbilir belki karşılaşırız ümidiyle...
__________________
icerim şişeden demiş şair bizi almış
başka diyarlara götürmüş
biz içtiklerimizle değil
içerken düşündüklerimizle
sarhoş oluruz

[yanlız ca kayıtlı üyeler link i görebilir. ]
 
Alt 09-06-2008, 07:19   #4 (permalink)
eftelYa
Ziyaretçi
eftelYa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend

Mesajlar: n/a
Standart

Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...

“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.

“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”

Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.

Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”

Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya
başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi...

O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii...
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...

40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.

İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...

İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”

Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..

Gözleri nemlendi kadının...
Çok tatlı!.. dedi...
 
Alt 09-06-2008, 16:16   #5 (permalink)
Süper Üye
tüzün - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend
Üyelik tarihi: May 2008

Nerden: bahcelievler istanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 298
Standart

Bir Yol Boyu Şizofren

Dünyada herkese bir yer var. Herkes ne kadar kalabalık içinde yaşıyor. Ne kadar da zevkli kalabalık içinde yaşamak. Aralarına karışıyorum. Bu sokak çok kalabalık. Etraftan insanlar geçiyor ve ben onları seyrediyorum. Buradan geçmek, sokağın öteki yakasına ulaşmak zorundayım. Benim de kalabalığa üye olmam bundan. Mülteci gibi hissediyorum kendimi. Ben siz değilim… diyorum ve başımı önüme eğiyorum. O kadar çok insan var ki etrafımda, Yaşamım boyunca nefeslerini hissettiğim yüzler bu kadar çok olamazlar. Yabani hissediyorum kendimi ve iyice eğiyorum başımı. Ayak uçlarıma bakıyorum ve en son gördüğüm yüzleri hatırlıyorum. Demin gördüğüm kız ne kadar da hoştu oysa. Kaldır başını ve bak etrafa. Evet zor olmamalı ama yapamıyorum…


Benim ise kimsem yok puslu havaların ekşimsi ürkekliğinde. Ekşidikçe hayatlar bende puslu bir havaya bürünüyorum... Sen ise karşımda benim `ben` olmadığımı söylüyorsun! Nasıldır bir yaşam sahnesinde perde kapanıncaya dek oynamak bilir misin? Bilir misin yalancı insanların sana gülerken ne düşündüklerini? Elimi tutan sevgili, şu an elimi tutarken beni düşünür mü dersin? İyi zaman geçirdiğimiz insanlar beni hatırlar mı dersin? offfff Çok daldım hayallere ama hayır! Kurtulmak istemiyorum... Hayalimde yarattığım bütün kurgusal yaşamlar gibi değilsiniz hiç! Hiç birisi siz olamaz. Hiç biriniz de o! Acaba bende kimi görüyorsun? Eski sevgilini mi? Sana acı çektireni mi yoksa mutluluk vereni mi? O kadar yorgunum ki cümleler kurarken yoruluyor çenem. Gerçeği göstereceğim diye ağrıyor yanaklarım gülmekten... Çok mu gülümsüyorum insanlara?... Sadece tek bir sey: Ben bu kadar hayal içinde yaşarken sor bir kendine, Niye? Niye ben bu kadar hayal kuruyorum, gerçek dünyada yaşamak varken?


Yolun sonuna geldiğimde duruyorum. Arkama bakma isteği… Olmuyor. Başımı tekrar önüme eğip yürümeye koyuluyorum. Tekrar…
Hayat’a
Ya da hayal dünyama…
__________________
icerim şişeden demiş şair bizi almış
başka diyarlara götürmüş
biz içtiklerimizle değil
içerken düşündüklerimizle
sarhoş oluruz

[yanlız ca kayıtlı üyeler link i görebilir. ]
 
Alt 12-06-2008, 13:05   #6 (permalink)
Süper Üye
tüzün - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend
Üyelik tarihi: May 2008

Nerden: bahcelievler istanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 298
Standart

Anam, güzel anam, garip anam. Sarıkızı marıkızı heç sormuyom, zira zerre gadder umrumda değil. Sadede geliyom.
Bu İstanbul şehri çok büyükmüş. Bizim köyden yan yana 1 melyon tane koy, aha işte o gadder gocuman.
Ben meyşur olmayı kafaya koydum anam. Filmde görmüştüm. İstanbul seni yeneceem diyordu ya, bana beraberlik de yeter.
Yani senin anlayacağın buraya puan veya puanlar almaya geldim anam.

Anne;

Ay gızım, bal gızım, eşek gızım... Sarıkızı sormuyon amma Sarıkız seni soruyo. Benden daha salak kızın nerde deyo...
Gaçtın diye her Allahın gecesi bubandan sopa yiyom. Sırtım nasır tuttu artıkın. Seni bi yakalarsam bak nasıl meyşur edecem.
Ağabeylerin peşine düştü. Yakında seni bulur, öbür tarafa tez ulaştırılar.
Sen de gazetenin 3. sayfasına çıkıp meyşur olursun artık. Ağbingiller gelene gadder İstanbul seni 3.sayfalık yapmazsa tabii!

Kız;
Anaaaaaa... Bababaaa... Burada bi dizi var şaşırınca böyle yapıyor başroldeki adamYakında tanışmayı hayal ediyorum onunla.
Hatta hepisiylen. Ana gız; sen alışıksındır dayağa.Ya da dur ben buradaki kadın porgramlarından birini yollayayım sana,
koca dayağı yiyo diye tilivizyonlara çık, ana-kız meşur olalım.

Anne;

Yellozlar Kraliçesi, halası kılıklı kızım benim, sen şimdi meyşur olacam derken onun bunun lafinada kanarsin,
o küçük cep telefonlarına dikkat et bari. Ağbilerin izini bulmuş, İstanbula varmışlar.
Dua ediyom sadece vursunlar, cesedin güzel olsun.
Çocuklar seni hırslarından parça pinçik doğrayayım derken terleyip Boğaz esintisiyle hasta olmasalar bari.

Kız;

Anaların en vicdansızı, teneşirlere gelesicesi... Abim olacak o davardan haber alabiliyon mu?
Alaman, zira bir tanesi anası yaşında bir kadınla yaşamaya başladı. Arada görüşüyoruz.
Öbürünün de sinir geçti, baya bi yumuşadı. Hatta fazla yumuşadı. Geçen birlikte pembe bluz almaya çıktık.
Yanlış anlama ha, bana değil ona. Bir dekolte giyiniyor ki sorma. Ben o kadar giyemem valla.
Tutturdu ameliyat olucam kesin dönüş yapıcam diye. Bırak diyorum vur beni dön memlekete diyorum, 'Ay beni gan tutar gııız' diyor.
Yakında iki kızınız oluyor bilesiniz.


Anne;
Ailenin kanayan yaraları... Kansızlar sizi! Abilerini de ayarttın sonunda haa! Hakkımı helal edersem şerrrefsizim...
Babanın da selamı var! Benim öyle bir kızım yok diyo... Hasadı kaldırayım bizzat kendi ellerimle boğucam üçünü de diyo...


Kız;
Ahh anam benim saf anam... Sana ne zamandır yazamadım. Beni merak etmezsin biliyom da babamı merak etmişindir herhalde.
Hali vakti yerinde. Gençleşti de. Genç kadın adamı gençleştirir derlerdi de inanmazdım. Kuman diye söylemiyorum, güzel kız.
Sen ne bakarsın babamın öyle atıp tuttuğuna. Asıcam, kesicem diye yemiş seni. Hasadın parasını burada öyle bir yedi ki aklın durur.
Bir akşamda dolaştı bütün meyhanelerini, gece kulüplerini İstanbulun. Sonra bir askerlik arkadaşını buldu. Kalan parasıyla birlikte iş kurdular.
Simit sarayı açtılar. Paraya para demiyor artık babam bilesin. Ana be, unutmadan bi şey diycem. Bu mektup olayı sıktı be...
Bir cep telefon al da SMSleşelim. Ya da bir bilgisayar al MSNden yazışalım. Böyle çok banal...


Anne;
Oyyy anam oyyy... Meğer yıllarca koynumda bir değil dört yılan beslemişim oyyy! Hepiniz hayın çıktınız.
Tez zamanda İstanbula gelip alayınızı yere sermezsem bana da Zarife demesinler!

Kız;
İstanbula gelme kararına pek sevindik ana. Bir sen eksiktin zaten burada.
Gelmeden önce bana haber ver de abimin Refo adıyla sahne aldığı gece kulübünden yer ayırtayım.
Hep beraber felekten bir gece çalalım. Bu arada büyük abim o kadından ayrıldı.
Anam gelsin de televizyondaki gelin-damat-kaynana yarışmalarına katılalım diyor.
Bence de iyi fikir. Sen 10 tane kaynana Semrayı cebinden çıkarırsın. Şöhret olmak senin de hakkın.
Hasretle bekliyoruz anam. Öptük çok. Bye!
__________________
icerim şişeden demiş şair bizi almış
başka diyarlara götürmüş
biz içtiklerimizle değil
içerken düşündüklerimizle
sarhoş oluruz

[yanlız ca kayıtlı üyeler link i görebilir. ]
 
Alt 12-06-2008, 15:11   #7 (permalink)
SİTE KASABI
hayrialıcı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend
Üyelik tarihi: May 2008

Nerden: istanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 662
Standart

elinize sağlık tüzün aglattın bizi ya kardeşim
__________________
[IMG]<a href=http://img196.imageshack.us/i/siyahkurdelac.jpg/ target=_blank>[img=http://img196.imageshack.us/img196/4428/siyahkurdelac.th.jpg]</a>[/IMG]

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

Konu hayrialıcı tarafından (12-06-2008 Saat 15:22 ) değiştirilmiştir.
 
Alt 13-06-2008, 05:40   #8 (permalink)
Süper Üye
muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend
Üyelik tarihi: Jun 2008

Mesajlar: 328
Standart

çok güzel hikayeler eline sağlık tüzün abi
 
Alt 13-06-2008, 10:31   #9 (permalink)
Süper Üye
tüzün - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend
Üyelik tarihi: May 2008

Nerden: bahcelievler istanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 298
Standart

Adam genç eşini çok seviyor,bir o kadarda kıskanıyordu öyleki iş yerinde yemek verildiği halde,her öğlen o uzun yola rağmen evine gidiyor,eşiyle birlikte yemek yiyordu.Kadın, eşinin sadece yemek yemek için geldiğini düşünüyordu.Bilmediği bir şey vardı eşi kendisini kontrol ediyordu.Bu bilinmeyenle uzun süre birlikte yediler yemeklerini taa ki adam gelipte eşini evde bulamayana kadar.

Kapıyı açıp seslendi eşine ses yok...Odaları gezdi bir bir...yok...yok...yok...Telefona sarıldı hemen.Kapalıydı kadının telefonu.İrkildi birden."korktuğum başıma geldi kesin aldatıyor beni" diye düşündü.........Tanıdığı herkesi aradı ailesi,arkadaşları,aile dostları,komşuları hiç kimse görmemişti kadını saatler geçiyor kadından ses çıkmıyordu.Akşam oldu adam evin içinde ümitsiz ve karışmış düşüncelerle dönüp duruyordu.Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte adam kararını vermişti boşanacaktı avukat arkadaşına giderek dava açtırdı.Kesin aldatmıştı kocasını ve dönmeye yüzü yoktu artık herşey bitmişti.
Eve dönünce eşine ait ne varsa attı resimleri yırttı,elbiselerini yaktı,takılarını karşılıksız verdi bir eskiciye geriye sadece bir sevgililer günü kartı kalmıştı." hep seninim...hep senin kalacağım..."yazıyordu üzerinde.adam nefretle bakarak duvara astı kartı uzun uzun baktı elinde tuttuğu kadehini sıktığının farkında bile değildi.Elleri kan içinde kalmıştı ama o görmüyordu bile.
Telefonun sesini duyduğunda ancak farketti elinin acıdığını ve kan içinde kaldığını açtı telefonu

ADAM __ buyrun dedi adam
TELEFONDAKİ __ iyi günler beyfendi ........ beylerin evimi?
ADAM __ buyrun benim
TELEFONDAKİ __ ben ........... hastanesinden arıyorum iki gün önce yaralı bir bayan getirdiler hastanemize henüz bugün kendine gelebildi sizin isminizi öğrenebildik hemen gelebilirmisiniz?

Adam yığıldı olduğu yere yanlış duymuş olabilirmiydi."kesin sevgilisi dövdü" dedi içinden gitmekle gitmemek arasında bocaladı birden sonra "gidip yüzüne tükürmeliyim"diye düşündü.Fırlayıp çıktı sokağa attığı adımların sesini duyuyordu sadece koştu,koştu...Hastaneye ulaştığında nefesi tıkanmıştı danışmadan eşinin kaldığı odanın numarasını öğrendi artık biliyorduki anlatılan doğruydu eşi yaralıydı ama neden?merdivenleri nasıl çıktığını hatırlamıyordu.Kapıya geldiğinde doktorları gördü.Kendisini tanıttı ve eşini görmek istediğini söyledi.Doktorlardan birisi başını öne eğdi "başınız sağolsun eşinizi kurtaramadık dedi adam aldatılmışlığın acısıylamı yoksa sevdiği içinmi bilinmez, bakamadı eşinin yüzüne son kez cenaze işlemlerini bile eşinin ailesine bıraktı.

Aradan 10 gün geçmişti adam iyiden iyiye yıpranmış,çökmüş,sanki hayattan elini eteğini çekmişti devamlı duvarda asılı duran karta bakıyordu o arada kapı çaldı.Genç bir kurye,büyük bir paket bıraktı kapının önüne.Gülümseyerek "doğum gününüz kutlu olsun efendim eşiniz 10 gün önce ayırdı hediyenizi ve bugün için size teslim etmemizi tembihledi.Çok şanslısınız beyfendi dedi ve çıkıp gitti ne yapmalıydı bilmiyordu adam.Açtı kutuyu elleri titreyerek bir kazak vardı en üstte "çok beğenmiştin bu tazağı ama bana elbise alabilmek için vazgeçmiştin bundan güle güle kullan aşkım" yazılı bir kağıt iliştirilmişti bir paket daha vardı kutuda açtı...saatti bu.Yine bir yazı. "eve geleceğin zamanlar,geç kaldığın her dakika ölüm gibiydi.Umarım artık geç kalmazsın" en alttada bir kart vardı.Sanki sonunu biliyormuş gibiydi yazdıkları "son olacak belki belkide hep yanında,hep birlikte kutlayacağız.Bizli nice yıllara aşkım"

Genç kadın,eşi için seçtiği hediyeleri,doğum gününde teslim edilmek üzere bırakmıştı mağazaya dönüşte şarjı bittiği için telefonu kapanmıştı.Yolun karşısındaki kulübeden eşini aramak istemişti merak etmesin diye ama hızla gelen arabayı farkedememişti...
__________________
icerim şişeden demiş şair bizi almış
başka diyarlara götürmüş
biz içtiklerimizle değil
içerken düşündüklerimizle
sarhoş oluruz

[yanlız ca kayıtlı üyeler link i görebilir. ]
 
Alt 13-06-2008, 10:34   #10 (permalink)
Süper Üye
tüzün - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SocialTwist Tell-a-Friend
Üyelik tarihi: May 2008

Nerden: bahcelievler istanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 298
Standart

BİR BEBEĞİN GÜNLÜĞÜ

5 Ekim: Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.

Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

19 Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.

23 Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hâlâ daha var değilmişim… Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya… Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!

27 Ekim: Bugün pek mutluyum. İçimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi... Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?

2 Kasım: Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. Şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.

12 Kasım: Ah evet… Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah'ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.

20 Kasım: Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmış. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım…

25 Kasım: Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..

10 Aralık: Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var… Anneme benziyorum galiba…

13 Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun. Yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız…. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..

24 Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı… Hiç duymadığım bir şey bu… Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka… Beni koklayacaksın.. Çok seveceksin, değil mi?

28 Aralık: Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle... Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti... Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne… Anne… Anneciğim… Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar... Anne bir şeyler yap… Anne… Kolumu çekiyorlar anne… Canım yanıyor anne... Anne… Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne... Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne… Anne kalbimi parçalıyorlar… Anneciğim… Anne… Anne… An…

Ah! Kürtajınız ta-mamlandı hanımefendi. Geçmiş olsun !
__________________
icerim şişeden demiş şair bizi almış
başka diyarlara götürmüş
biz içtiklerimizle değil
içerken düşündüklerimizle
sarhoş oluruz

[yanlız ca kayıtlı üyeler link i görebilir. ]
 
Konu Kapatılmıştır

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0
Motokolik Motosiklet Kulubü